Mavi denizin derinliklerinde, suyun şerbet gibi berrak ve serin olduğu bir yerde, “Hur” adında iyi kalpli bir balina köpekbalığı yaşardı. Hur o kadar büyüktü ki yüzdüğünde, sanki hareket eden bir ada gibi görünürdü; ama onun kalbi hepsinden daha büyüktü.
Hur’un vücudunda geceleri gökyüzündeki yıldızlar gibi parlayan beyaz benekler vardı. Karnını denizin dibindeki yumuşacık kumlara sürtmeyi ve deniz kabuklarının şarkısını dinlemeyi çok severdi.
Bir sabah, “Mercan” adında küçücük pembe bir balık Hur’un yanına geldi. Mercan o kadar minikti ki Hur onu görebilmek için çok dikkat etmek zorundaydı. Mercan dedi ki: “Sevgili Hur, birlikte oyun oynamaya gelir misin?”
Hur ile Mercan birlikte rengârenk mercan bahçelerine gittiler. Mor yosunların arasında saklambaç oynadılar. Hur, minik dostlarının evleri bozulmasın diye çok sakin hareket etmeye çalışıyordu.
Birden, büyük bir kayanın arkasına saklanmış “Moc” adında küçük bir denizatı gördüler. Moc biraz utangaçtı ve kuyruğunu bir mercan dalına dolamıştı. Hur sakin bir sesle dedi ki: “Korkma küçük Moc, gel bizimle oyun oyna!”
Moc, Hur’un ne kadar iyi kalpli olduğunu görünce öne geldi. Hur onlara geniş sırtının üstüne oturmaları için izin verdi. Artık Hur, kocaman bir deniz otobüsü gibi, dostlarını gezmeye götürüyordu.
Yerden yukarı doğru sihirli baloncukların çıktığı bir yere vardılar. Mercan ve Moc, baloncukların üstüne zıplamaya başladılar. Baloncuklar camdan toplar gibi ses çıkarıp patlıyordu: “Pat! Pat!”
Güneş yavaş yavaş suların arkasına iniyor, turuncu ışığı denizin derinliklerine ulaşıyordu. Hur, ay gibi parlayan ışıl ışıl bir inci buldu. Onu Moc’a ve Mercan’a gösterdi.
Uyku vakti gelmişti. Hur, kalın ve sakin sesiyle dostlarına ninni söyledi. Mercan, Hur’un yumuşacık yüzgeçlerinden birinin üstünde rahatça yerleşti ve gözlerini kapattı.
Moc da kendini Hur’un sırtındaki bir çukura sakladı. Sevgili Hur, minik dostlarının rüyalarının bekçisi oldu. Bütün okyanus huzur içindeydi ve Hur’un bedenindeki yıldızlar bütün gece parıldıyordu.