Bir varmış bir yokmuş. Büyük ve pembe bir bozkırda, Yıldız adında küçük bir çita yaşarmış. Yıldız, bozkırın en hızlı beneklisiymiş. Mor çiçeklerin üzerinden koşup zıplamaya bayılırmış. Yıldız her zaman her şeyin hemen, çok çabuk olmasını istermiş.
Bir sabah Yıldız, parıldayan bir tepeye altın dutların geldiğini duymuş. Bu dutlar bozkırın en lezzetli yiyeceğiymiş ama bir şartları varmış: Yalnızca güneş pembe bulutlarla vedalaştığında tatlılaşırlarmış.
Yıldız şimşek ve rüzgâr gibi koşup çalıya varmış. Ama dutlar hâlâ yeşil ve sertmiş. Canı sıkılarak demiş ki: «Neden daha çabuk olgunlaşmıyorsunuz? Sizi hemen şimdi yemek istiyorum!» Sonra çalının etrafında dönüp durmaya başlamış.
Tam o sırada, nazik bir geyik olan Maral gelmiş. Maral çok sakin yürürmüş ve kulağının arkasında bir şamdan çiçeği varmış. Çalının yanına oturmuş ve gökyüzüne bakmış. Maral bozkırın dinginliğini çok severmiş.
Yıldız, Maral’a demiş ki: «Hadi birlikte bir koşu yarışı yapalım da zaman daha çabuk geçsin!» Maral gülümsemiş ve demiş ki: «Yıldızcığım, gel yeni bir yarış yapalım. Sabır yarışı! Kim daha sakin olursa, bulutların şarkısının sesini daha çabuk duyar.»
Yıldız sakin oturmaya çalışmış. Gözlerini kapatmış ve hiçbir şey düşünmemeye çalışmış. Sakin olunca, etrafında dönen mavi kelebeklerin kanat çırpışının sesini duyabildiğini fark etmiş.
Maral demiş ki: «Şimdi yaprakların arasından kıvrıla kıvrıla geçen rüzgârın sesini dinle.» Yıldız dinlemiş. Rüzgâr yasemin çiçeklerinin ve pamuk şekerin kokusunu taşıyormuş. Artık dutları yemek için acele etmiyormuş. Bozkırın güzel kokusunun tadını çıkarıyormuş.
Yavaş yavaş gökyüzü değişmiş. Güneş soluklaşmış ve pembe bulutlar tahta şekerler gibi gökyüzüne yayılmış. Birden, yeşil dutlar parlamaya başlamış. Onlar birer birer çok güzel altın rengine dönmüşler.
Maral altın bir dut koparıp Yıldız’a vermiş. Yıldız onu tatmış. Ne kadar tatlı ve lezzetliymiş! Yıldız anlamış ki acele etseydi ve yeşil dutları yeseydi, asla bu büyülü tadı hissedemezdi.
Yıldız ve Maral yıldızların ışığının altında uzanmışlar. Yıldız demiş ki: «Sabretmek de bir yarış gibi, ama ödülü çok daha tatlı.» Artık bazen en güzel şeylerin, bekleyenlerin başına geldiğini biliyormuş.