Rüya gibi bir ormanın kalbinde, ağaçların pembe yaprakları olduğu ve bulutların pamuk gibi gökyüzünde döndüğü bir yerde, “Bahar” adında küçük bir ceylan yaşardı. Bahar’ın yumuşacık bir postu ve ışıl ışıl gözleri vardı. Yasemin çiçeklerinin kokusuna ve güneşin yumuşak ışığının altında dans etmeye bayılırdı. Her sabah, Bahar kuşların sesiyle uyanır ve mor çayırlarda sevinçle koşardı.
Bir sabah Bahar, sihirli bir nehrin kıyısına vardı. Nehrin suyu elmas gibi parlıyordu ve akarken küçük çanlar gibi ses çıkarıyordu. Bahar durup sudaki yansımasına baktı. Nehrin karşı tarafına geçmek istiyordu; çünkü orada geceleri parlayan yıldız çiçeklerinin yetiştiğini duymuştu.
Nehri karşı kıyısında, “Pamuk” adında tüylü, minik bir tavşan oturuyordu. Pamuk’un uzun kulakları vardı ve boynuna nane yeşili renkli küçük bir papyon takmıştı. Pamuk Bahar’ı görünce heyecanla el salladı. O da Bahar gibi yalnızdı ve birlikte oynayabileceği samimi bir arkadaş istiyordu.
Pamuk incecik bir sesle dedi ki: “Merhaba güzel ceylan! Ben Pamuk. Yanına gelmeyi çok isterdim ama nehrin suyu benim küçük ayaklarım için biraz derin.” Pamuk biraz üzüldü ve başını aşağı eğdi. Nehri geçmenin bir yolunu bulamıyordu ve ıslanıp sırılsıklam olmaktan korkuyordu.
İçi sevgi dolu olan Bahar dedi ki: “Üzülme Pamuk! Bir fikrim var. Birlikte bir köprü yapabiliriz; iyilikten yapılmış bir köprü.” Bahar etrafına baktı ve sihirli ağaçlardan düşmüş, çok büyük ve sağlam taç yaprakları gördü. Onları toplamaya başladı.
Bahar ilk büyük taç yaprağını yavaşça suyun kenarına koydu. Taç yapraklarını sağlam tutmak için taş bulmak istiyordu. Bahar dikkatle nehir kıyısında yürüdü, inci gibi beyaz olan en güzel, pürüzsüz taşları buldu ve yan yana dizdi.
Pamuk, Bahar’ın çabaladığını görünce o da yardım etmeye başladı. Pamuk, yerde düşmüş ince ve yumuşak dalları topladı. Onları özenle birbirine düğümleyerek düzgün bir yol yaptı. Pamuk bütün küçük gücüyle çalışıyordu; çünkü dostluğun çaba göstermeye değer olduğunu biliyordu.
Birdenbire, son taç yaprağı ve son dal da yerini alınca köprünün üstünden yumuşak bir ışık yükseldi. Onların köprüsü çiçek kokan gökkuşağı renklerinde bir köprüye dönüştü. Bu “İyilik Köprüsü”ydü; birlikte çalışarak ve birbirini düşünerek yapılmış bir köprü. Artık nehir onların önünde bir engel değildi.
Bahar ve Pamuk dikkatle köprünün üstüne adım attılar. Köprünün ortasında buluşunca minik burunlarını birbirine dokundurdular ve güldüler. Bahar dedi ki: “Artık her zaman birbirimizin yanına gelebiliriz.” Birbirine yardım eden iki kişi olunca, zor işlerin ne kadar kolay ve ne kadar tatlı olduğunu anladılar.
O gün gün batımına kadar Bahar ve Pamuk, yıldız çiçekleriyle dolu ovalarda oynadılar. Kâğıttan kelebeklerin peşinden koştular ve pamuk gibi ağaçların gölgesinde dinlendiler. Ay doğduğunda, İyilik Köprüsü ay ışığında parlıyor ve herkese şunu hatırlatıyordu: Biraz iyilikle, her mesafe ortadan kalkabilir.