Uzak bir ormanda, yaprakları gökyüzü mavisi renginde olan ve çiçekleri pamuk şekeri gibi kokan bir yerde, “Kasu” adında sevecen bir kuş yaşardı. Kasu kocaman bir kasuariydi ama çok yumuşak ve merhametli bir kalbi vardı. Pembe çayırların arasında koşmayı ve kelebekler için şarkı söylemeyi çok severdi.
Bir sabah, ormanın yaşlı ve bilge baykuşu “Huhu” Kasu’yu görmeye geldi. Huhu, gagasında yıldız gibi parıldayan küçük bir kumaş kese taşıyordu. Dedi ki: “Kasu, bunlar Güneş’in sihirli tohumları. Onları Altın Ova’ya götürmelisin.”
Huhu devam etti: “Bu çok önemli bir emanettir, Kasu. Çok cesur olmalı ve bu keseye iyi bakmalısın ki hedefe ulaşabilesin.” Kasu keseyi dikkatlice boynuna astı ve dedi ki: “Söz veriyorum iyi bir emanetçi olacağım ve hiç korkmayacağım!”
Kasu yolculuğuna başladı. Bulut gibi yumuşak tepelerin üzerinden geçti. Hafif bir rüzgâr esiyor, bahar çiçeklerinin kokusunu her yana yayıyordu. Kasu her adımında, parıldayan kesenin sallanmamasına dikkat ediyordu.
Birden, “Tutu” adında oyuncu bir sincap bir ağacın arkasından zıplayıp çıktı. Tutu parıldayan keseyi görünce gözleri büyüdü ve dedi ki: “Vay Kasu! Ne güzel bir şeyin var! Hadi duralım da bu parlak keseyle oynayalım!”
Kasu durdu ve Tutu’ya sevgiyle baktı. Dedi ki: “Canım Tutu, seninle oynamayı çok isterim ama bu kese bir emanet. Onu sağlam bir şekilde Altın Ova’ya ulaştıracağıma söz verdim. Cesur bir kuş her zaman verdiği sözü tutar.”
Yol uzundu ve güneş yavaş yavaş dağların arkasına inmeye başlamıştı. Kasu, yıldızlarla dolu bir nehrin üzerindeki tahta bir köprüye geldi. Köprü biraz sallanıyordu ama Kasu kalbindeki titremeyi sakinleştirdi ve “Yapabilirim!” dedi.
Yavaş ve cesur adımlarla köprünün üzerinden geçti. Köprü her gıcırdadığında Kasu, emanet tohumları düşünüyordu ve gücü daha da artıyordu. Emanetçilik demek, biraz korksan bile doğru yolda yürümeye devam etmek demekti.
Sonunda güneş doğdu ve Kasu Altın Ova’ya ulaştı. Ova ışıkla doluydu ve tohumların gelişini bekliyordu. Kasu keseyi açtı ve tohumları sevgiyle toprağın üzerine serpti. Verdiği sözü tuttuğu için çok mutluydu.
Tohumlar yere değer değmez, altın renginde kocaman çiçekler açtı. Huhu ve Tutu da yoldan geldiler ve cesur Kasu’yu alkışladılar. Kasu şunu öğrendi: Cesaret, verdiğimiz söze sadık kalmaktır. Artık bütün orman onun iyiliğiyle parlıyordu.