Gece geldi ve gümüş yıldızlar gökyüzünde parladı. Küçük Nila yumuşacık yatağına uzandı, battaniyeyi çenesinin altına kadar çekti ve gözlerini kapadı. Büyülü bir yolculuğa çıkmaya hazırdı.
Birdenbire Nila kendini, pembe güllerden ve yaseminden yapılmış büyük bir kapının önünde gördü. Çiçeklerin güzel kokusu havaya yayılmıştı. Burası “Düşler Bahçesi”ydi; içinde her şeyin ışıldadığı bir yer.
Rengârenk çiçeklerin arasında, “Pamuk” adında bembeyaz ve çok tüylü bir tavşan onu bekliyordu. Pamuk nazik bir sesle dedi ki: “Merhaba Nila! Bu güzel bahçede birlikte yürüyelim diye seni bekliyordum.”
Birlikte, yıldız tozundan yapılmış bir yolda yürümeye başladılar. Nila her adım attığında, ayaklarının altında küçük ışıklar yanıyor ve kulağına yumuşak bir çıngırak sesi geliyordu.
Yaprak yerine yumuşak ipek şeritleri olan uzun ağaçların yanına geldiler. Nila elini uzatıp şeritlerden birine dokundu. Ne kadar narin ve serindi; tıpkı bahar esintisi gibi!
Biraz ileride, suyu elmas gibi parlayan küçük bir havuz vardı. Pamuk havuzun kenarında durdu ve suyun içinden gökyüzüne doğru yükselen rengârenk baloncuklara baktı.
Nila baloncuklardan birini yakalamaya çalıştı. Baloncuk elinin üstüne konunca, içinden sakin bir müzik sesi duyuldu. Baloncuğun içinde, minicik altın bir yıldız usulca dans ediyordu.
Bahçenin bir köşesinde, bembeyaz ve kabarık bir bulut parçasından yapılmış büyük bir salıncak vardı. Nila ve Pamuk salıncağa oturdu ve sevecen bulut onları yavaşça ileri geri salladı.
Başlarının üstünde, başında uyku şapkası olan sevecen Ay gülümsedi. Ay, sıcak bir sesle onlara bir ninni söyledi. Nila yavaş yavaş göz kapaklarının ağırlaştığını hissetti.
Nila, yumuşacık yasemin yapraklarından bir yatakta uzandı. Pamuk yanında oturup dedi ki: “Güzel rüyalar gör Nila, yarın yine görüşürüz.” Nila, Düşler Bahçesi’nde derin ve tatlı bir uykuya daldı.