Uzak ve masmavi bir gökyüzünde «Pamuk» adında küçücük bir bulut yaşardı. O, bir parça pişmaniye gibi bembeyaz ve pofuduktu ve hep yıldızların arasında dolaşırdı.
Pamuk’un özel bir çift ayakkabısı vardı. Ayakkabıları pembe ve çok yumuşaktı, tıpkı renkli pamuklar gibi. O bu ayakkabıları çok severdi.
Pamuk yumuşak ayakkabılarını giyince, parmak uçlarında yürüyebilirdi. Gökyüzünün tavanında attığı adımların hiç sesi çıkmazdı. Tık, tak, tık... Hayır, daha da sessiz!
Yolda «Taban» adında küçük bir yıldıza rastladı. Taban çok yorgundu ve uyumaya hazırlanıyordu.
Pamuk, yumuşak ayakkabılarıyla Taban’ın yanından çok ama çok sessizce geçti. Adımlarının sesiyle küçük arkadaşını uyandırmak istemiyordu.
Biraz ileride, gökyüzünde nazik Ay oturuyordu. Ay, gece denizinde parlayan altın ve ışıl ışıl bir kayık gibiydi.
Pamuk, Ay’ın yumuşak kenarına oturdu ve ayaklarını salladı. Onun pembe ayakkabıları Ay ışığında parıldıyordu ve o, yukarıdan güzel Dünya’ya baktı.
Hafif bir rüzgâr esti ve gökyüzüne gümüş pullar saçtı. Pamuk yerinden kalktı ve yumuşak ayakkabılarıyla pulların arasında dans edip döndü.
Artık uyku vakti gelmişti. Pamuk yumuşak ayakkabılarını ayağından çıkardı ve onları dikkatlice mor, bulut gibi bir yastığın altına sakladı.
Pamuk’un gözleri kapandı. Sıcak ve bulut gibi yatağında, renkli kelebeklerin rüyasını gördü. İyi geceler küçük bulut! İyi geceler yumuşak ayakkabılar!